Bizans Oyuncakları

Bir seneye yakın bir aradan sonra tekrar Bizans’a dönmek güzel elbette. O yüzden cebimizdeki oyuncaklarla dönelim istedik. Fazla yazıya girmeden sizi görsellerle baş başa bırakıp yakın zamanda yazacağımız yazıya hazırlanalım.

Merhaba…

 

Varangyan veya Vareg Muhafızlarına ait oyuncaklar

Vareg Muhafızları, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Bizans imparatorlarının kişisel korumalığını yapan Bizans ordusunun seçkin birliğidir. Muhafızlar ilk defa Kiev Prensi I. Vladimir’in Hristiyanlığı kabulünü takiben 988 yılında İmparator II. Basileios’un yönetiminde oluşturulmuşlardır.

 

f3e10a791b6187760a5dc7fc35ca7872

Baştan ayağa Erguvan

 

Bir Bizans Askeri Oyuncağı

81c7c4c92cb6af55d32b67740e893181--byzantine-vii

 

Reklamlar

Bizans Şarabı Tekrar Yapılabilir

Bizans Dönemi’ne tarihlenen bulunan ilk üzüm çekirdekleri, Necef Şarabı’nın yapımında kullanılmış. Necef Şarabı tüm Bizans İmparatorluğu’nun en iyi ve en ünlü şaraplarından biriydi. 1.500 yıldan daha eski olan kömürleşmiş üzüm çekirdekleri İsrail-Necef’teki Haluz kazısında bulundu.

Kazı başkanı Profesör Guy Bar-Oz, “Necef’te şu anda üretilen şaraplar hep Avrupa çeşitleri. Gerçek Necef Şarabı ise kaybolmuş durumda. Bizim bundan sonraki işimiz antik şarabı yeniden yaratmaya çalışmak olacak. Belki şarabın tadını ve neden bu kadar iyi bir şarap olduğunu anlayabiliriz” dedi.

 

Necef Şarabı, ya da diğer adıyla Gazze Şarabı, ismini imparatorluğun her yanına bu şarabın gönderildiği limandan alıyor. Yüksek kaliteli ve çok pahalı olan şarap, Bizans Dönemi’ne ait tarihi kaynaklardan biliniyor. Necef’te başka bölgelerde yapılan önceki kazılarda asmaların yetiştirildiği teraslar, şarabın üretildiği şaraphaneler, ve şarabın içlerinde saklandığı ve ihraç edildiği testiler ortaya çıkarılmıştı. Fakat üzümlerin kendisine dair bir kanıt hiç bulunmamıştı. Haluz Milli Parkı’nda, Necef’te Bizans’ın yükseliş ve düşüşünün nedenlerini araştırmak için yapılan Haluz kazısında üzüm çekirdekleri de bulundu.

Necef’teki başka yerlerde olduğu gibi, zamanında Necef’teki en önemli Bizans şehri olan Haluz’da da taş binalar, geçen yüzyıllar boyunca taş hırsızlığına kurban gitmiş durumda. Kazılarda sıklıkla yaşandığı gibi, üzüm çekirdekleri de bir çöp çukurunda bulundu. Profesör Bar-Oz, şehrin çöp çukurlarının neredeyse tamamen korunmuş olduğunu ve bunların antik şehrin sınırlarını işaretlediğini söyledi.

Bu çöp çukurları o kadar bariz ki Google Earth gibi uydu görüntülerinde bile görülebiliyor. Çöp çukurunda bulunan seramikler ve sikkeler çöplerin çoğunlukla MS 6. ve 7. yüzyıllarda biriktiğini gösteriyor. Bu dönemde şehir ekonomik başarısının zirvesindeydi. 7. yüzyılın ortasında Haluz’un bilinmeyen nedenlerden dolayı çöküşünden sonra hem şehir hem de çöp çukurları terk edilmişti.

sar

 

Antik çöp çukurlarında araştırmacılar yüksek oranda saklama, pişirme, servis etme amaçlı kullanılan seramik parçaları buldu. Antik Necef Şarabı’nı saklamak için kullanılan testiler de bunların arasındaydı. Çöplerde ayrıca, Bizans şehri sakinlerinin zenginliğini gösteren büyük miktarda biyolojik kalıntı buldu: bunların arasında hayvan kemikleri, Kızıldeniz balıklarının kemikleri ve Akdeniz’den ithal edilen deniz kabukluları var.

En önemli buluntu ise yüzlerce kömürleşmiş üzüm çekirdeği oldu. Arkeologlar, antik Necef Şarabı’nın nasıl yapıldığıyla ilgili direk bilgiler verecek olan Necef üzümü çekirdeklerine ilk defa rastlandığını söylüyor. Arkeologlar şimdi, biyologlarla el ele vererek üzümlerin DNA dizilimini çıkarabilmeyi ve bu yolla kökenini bulabilmeyi umuyor.

Arkeologlar, Necef’te şu anda yetiştirilen Avrupa kökenli asmaların çok bol su istediğini belirtiyor. “Günümüzde teknoloji sayesinde bu çok zor değil, fakat 1,500 yıl önce bunu sağlamak imkansız gibi görünüyor. Necef’e uygun yerel üzüm çeşitleri yetiştirildiğini düşünmek daha ilginç. Belki de Necef Şarabı uluslararası ününü, asmaların Necef’teki kuru koşullarda yetiştirilme şekline borçluydu.”

Bu keşif hem yerel şarap üreticileri hem de arkeologlar için heyecan verici oldu. Şimdi herkes Necef Şarabı’nın sırrını ortaya çıkarıp, Bizans İmparatorluğu topraklarında neden bu kadar ünlü olduğunu anlamak istiyor.

Bizans şehri Haluz, ya da Yuncanca adıyla Elusa, Nebatiler tarafından kurulmuş, ama Bizans Dönemi’nde 4. ve 7. yüzyıllar arasında doruk noktasına ulaşmıştı. Şehir daha sonra Necef’teki en büyük ve en önemli Bizans şehri olmuştu.

 

arkeofili.com

Zeuksippos Hamamı – Zeus Hippios Tapınağı

 

 

YAPIMI

 

Antik çağda Bizans, özellikle mimari açıdan yüksek bir ustalığa erişmişti. Buna paralel olarak, kent yapı teknolojisi bakımından gelişim göstermişti. Zira Bizanslı mimarlar sadece sağlam değil; aynı zamanda da estetik açıdan güzel yapılar yapmayı biliyorlardı.

Bizans’ın  çekirdeğini oluşturan kentin birinci bölgesi, bugün Topkapı Sarayı ve Ayasofya’nın bulunduğu alandır. Burada Bosporos Akra’da (Sarayburnu) Bizans’ın akropolisi yer alırdı.

Kent talihsiz bir şekilde Septimus Severus ile Pescennius Niger arasındaki taht mücadelesinde Niger tarafını tutma gafletinde bulunmuştur. Bu hata Bizans’a pahalıya mal olmuştur. Yaklaşık 3 sene boyunca kuşatıldıktan sonra teslim olan kent çoğu şeyden yoksun bırakılmıştır. Hamamları, tiyatroları, tapınakları meclisi ve kentin önemli yapıları Severus’un askerleri tarafından yağmalanmış ve tahrip edilmiştir. Böylelikle bir zamanlar boğazın incisi olan kent tam anlamıyla yerle bir edilmiş ve köy statüsüne indirgenerek Perinthos’a bağlanmıştır.

345234242

Severus Bizans’ı ziyaret ettiğinde onu zeytin dallarıyla karşılayan, adını yücelten ve kendisine yakaran halkın perişan durumunu görmüş ve Bizanslılara karşı olan öfkesine son vermiştir. Oğlu Caracalla’nın da ısrarı üzerine, kente yeni bir düzen getirmek için harekete geçmiştir.

Uygulanan master planı çerçevesinde ilk aşamada Zeuksippos Hamamı, Hipodrom, Artemis Kynegeion’u ve tiyatronun yapımına başlanmıştır.

Hamamın yapımına 196 yılında başlandığı ve Büyük Konstantin tarafından (324-337) tamamlandığı tahmin edilmektedir.

1946 ug

 

 

ROMA VE BİZANS’TA HAMAMLAR

 

Bizans döneminde umumi hamamlar birçok şeyin görüşülüp tartışıldığı mekanlar olmuştur. Hatta buralarda çalgılı eğlenceler düzenlendiği  ve yemek yenildiği hususunda bilgiler vardır. 425-430 yıllarına ait bir belgeye göre Konstantinopolis’te umuma açık dokuz büyük hamam bulunuyordu. Bunlardan başka halkın ücret karşılığında faydalandığı bir iki mekandan ibaret 150 kadar küçük hamam da mevcuttur.

Constantinople_imperial_district_tr

Roma İmparatorlarından Valens’in 365 yılında VII. Bölgede inşa ettirdiği Kalendu Hamamı, VI. yüzyıla kadar çalışmıştır. Şu anki Fatih semti civarında345’e doğru inşa edilen Konstantinianai Hamamı V. Yüzyılda genişletilmiş X. Yüzyıla harap bir halde girmiştir. Forum Bovis’te ise hadım Niketas IX. Yüzyılda bir hamam yaptırmıştı. İmparator Arkadios’un (395 -408) kızının da Arkadiane adında büyük bir hamam yaptırdığı bilinmektedir. IX. yüzyıl başlarında Büyüksaray’da Pithekeion adında bir hamama daha rastlanır. Bunlar gibi kaynaklarda var olan ve yeri tespit edilemeyen çok sayıda hamamdan söz etmek mümkündür.

Kentin en eskisi kabul edilen Akhilleus Hamamı 432 yılında yanmış daha sonra onarım görüp muhtemelen başka bir adla faaliyetini sürdürmüştür.

 

LOKASYON VE ÇEVRE

 

Kentin ikinci bölgesinde yer alan Zeuksippos Hamamı, Septimus Severus tarafından inşa edilmiştir. Bu yüzden Bizanslılar tarafından aynı zamanda Severus Hamamı olarak da bilinirdi. Bizans’ta yer alan çok sayıda hamam gibi Zeuksippos Hamamı’nın da lokasyonu tam olarak belli olmayıp bazı görüşlere göre Aya Sofya’nın çok yakınında olduğu, bazı görüşlere göre ise Akropolis içerisine inşa edilmiş Akhilleus banyolarının yaklaşık 450 metre güneyinde olduğu öne sürülür.

Leontios ise Zeuksippos ile Hipodrom arasında yer alan bir konakla ilgili olarak yazdığı epigramda şu ifadeler yer almaktadır:

Bir yanımda keyifli Zeuksippos Hamamı,

Diğer yanımda ödül kazanmış atların meydanı,

Burada bedenlerini yıkayanları seyredip,

Huzurumuzdaki ziyafet için burada soluklan;

Ve tekrar stadionlara dönmek için akşam yemeğine gene vaktinde gelebilirsin.

Sanki evinden yanıbaşındaki komşuna gider gibi.

A. Vogt mega palation restitüsyonuuuuuu

 

Procopius bizzat tanık olduğu İustiniaus Dönemi’nde İS. 532 yılının 14 Ocak tarihinde vuku bulan Nika Ayaklanması sırasında çıkan büyük yangında birbirine yakın konumdaki Aya Sofya, Khalke adı verilen saray girişi gibi yapılarla birlikte Zeuksippos Hamamı’nın da yandığını söylemektedir.

Miletos’lu tarihçi Hesykhios ise Bizanslılara karşı öfkesine son veren Roma İmparatoru Septimius Severus’un gerçekte Herakles’e adanmış koruluğun içinde yer alan Zeus Hippios Sunağı’nın üzerine Zeuksippos Hamamı’nı inşa ettiğini bildirir. Zeuksippos ismi Trakların atlı tanrısı olduğu varsayılan Zeus Hippos’tan gelmektedir. Yeri gelmişken ek bir bilgi verecek olursak Trakların ismi ise tarihçi Heredot’un “vahşi, kana susamış savaşçılar” olarak tanımladığı ve Bizanslıların ataları olarak kabul ettikleri bir topluluktur.

Ardından hamamın adını üstüne inşa edildiği Zeus Hippios Sunağı’nda almış olduğuna ilişkin söylenceye değinir. Hamamın buradaki Zeus kutsal alanı içinde yapıldığı ifade edilir. Bu yüzden hamama Zeuksippos adı verildiği konusunda hemfikirdir. Eusebios “Bizanslıların hamamın adını, buraya çok sayıda resim yapan Zeuksis’ten aldığını düşünenlerin yanıldığını” söyleyerek bu durumu doğrular gözükür.

ottoman haritası

 

Hamamdaki ve bahçesindeki taş işleme sanatlarına değinecek olursak, Georgius Cedrenus bu hamamda taş ve mermer sanatının her yönüyle görkemli bir şekilde izlendiğini dile getirmektedir. Tunç heykellere öykünen eski insanların neredeyse canlanacak derecede başarıyla betimlendiğini ifade etmektedir. Bunlar arasından Homeros heykelini şöyle tasvir eder: Alnı kırışmış ve düşünceli bir şekilde ellerini göğsünün altında birleştirmiştir. Sakalı kayıtsızca sarkıktır. Saçları iki yanda alna doğru seyrelmiş; yüzü yaşlılıktan ve derin düşünceden dolayı asılmıştır. Burnu orta ölçüdedir. Gözleri genellikle körlerin sergiledikleri gibi göz kapaklarına doğru kaymıştır. Khiton ayakkabı kayışları vardır.

Homeros ile birlikte hamamda antik çağın önde gelen bilginlerinin, şairlerinin, hatiplerin ve ünlü kahramanların tunçtan yapılmış heykellerinin yanı sıra mermerden yapılma adeta canlı ve nefes alıyormuş gibi gözüken eski ustalık ürünü yontuların varlığına işaret etmektedir.

Christodorus tarafından kaleme alınan Zeuksippos Hamamı ve çevresini betimleyen şiirde bu heykeller detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir. Söz konusu şiirde hamam ve çevresinde Apollon, Artemis, Hermes, Aphrodite, Herakles gibi tanrı heykellerinin yanında; Homeros ve Hesiodos gibi ozanlar; Aiskhylos ve Euripides gibi tragedya yazarları; Herodot, Thukydides ve Ksenophon gibi tarihçiler; Herakleitos, Pythagoras, Platon ve Aristotales gibi felsefeciler; Aiskhines, Demosthenes ve İsokrates gibi hatipler; Simonides, Sappho, Alkmaion, Pindaros, Menandros, Vergilius gibi şairler; Perikles, Pyrrhos, Pompeius, İulius Caesar gibi komutan ve devlet adamları ile Kalkhas, Menelaos, Odysseus, Deiphobos, Aeneas, Sarpedon, Aias, Akhilleus gibi mitolojik kahramanların sayısız heykeli yer almaktaydı.

rekonstrüksiyonnnnn - Kopya copy

A-ZEUS HİPPİOS TAPINAĞI B- ZEUKSİPPOS HAMAMI

 

Bu heykeller büyük bir ihtimalle İ.S. 392 yılında Doğu Roma İmparatoru Büyük Teodosius’un (379-395 imp.) pagan dinleri ve kültürleri yasaklayan fermanının ardından hamamın yakınlarına gömülmüş olmalıdır. Zira bu bakımdan Souda’nın (Suda) Sofya maddesine göre Aya Sofya’nın yapımı sırasında kilisenin temelleri kazılırken ve çevresinde 427 adet Helen eseri, 12 burç tasvirinin ve Doğu Roma İmparatorlarına ait 80 heykelin ortaya çıkarıldığı ifade edilmiştir. İustinianus’un bu heykelleri kentin çeşitli yerlerine yerleştirdikten sonra kiliseyi yaptırdığını belirtmiştir.

 

MİMARİ VE DEĞİŞİM

Zeuksippos hamamı, yalnızca sıcak banyo alınan bir hamam değil, yıkanırken çıkan buharlarla Zeus’un temsil edildiği, dolayısıyla yıkanan kişiyi saran buharlarla Bulut tanrı Zeus tarafından etrafı sarılan insanın, tanrılar tanrısına bir çeşit tapınması olayını içeriyordu. Bu saptama, Zeuksippos hamamının Byzantion’daki varlığına işaret eden en önemli belgedir. Roma hamamlarında görülmeyen bu tinsel içerik ve tetrastylos tapınak girişi şeklindeki plân, hamamın, Byzantion döneminden Roma’ya miras olarak kalan yapılardan biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

Zeuk Hippios tapınağının ise Schedel gravüründe mimari yapısı itibariyle tholos planında olup, iç içe dairesel iki katlı olarak gösterilmiştir. En yüksek kubbe (spharairoeides tholos – testudo orbiculata) ve bunun da üst ortasında, aynen Aya Sofya’da olduğu gibi fakat daha küçük oranda olmak üzere yeniay biçiminde (menoeides-bicornis luna) bir üst yapı bulunmaktadır.

inciciyannnnnnnnnnnn - Kopya copy

1758 – 1833 yılları arasında yaşayan İnciciyan’a ait gravürde, Soter Khristos tes Khalkes (Aslanhane, Nakkaşhane) olarak nitelenen yapı görüntüsü itibariyle Zeus Hippios’un bir benzeri olup, yine onun gibi oktagonon planındadır.

 

Fırat Düzgüner, Justinianus Döneminde İstanbul’da Yapılar adlı kitabında İnciciyan tarafından oldukça harap durumda tasvir edilen bu yapının büyük olasılıkla Zeus Hippios olduğunu belirtip, gravürde yapının sadece belli bir seviyeden yukarısının tasvir edilmiş olmasını alt kısımlarını dışarıdan görememiş olmasına bağlamaktadır.

Schedel Gravürü

Schedel Gravürü

 

Aynı kaynakta çeşitli gravürler ve bilgiler incelenerek, Gyllius’un Bizanslı Dionysios’tan yaptığı alıntıdan da yola çıkarak Zeus Hippios tapınağının Bizans döneminde hiç bir zaman yıkılmadığı, Zeuksippos Hamamı’nın ise Zeus Hippios’un Hipodrom yönündeki, etrafı peribolosla çevrili temenosuna ve Zeus Hippios Tapınağı’na bir eklenti olarak inşa edildiğinden bahsedilmektedir.

 

Burada önemli olan diğer bir nokta, Zeuksippos’un üzerinde yer alan üç adet yüksek kule şeklindeki çıkıntılardır. Hamamın büyüklüğü göz önüne alındığında, bu mimari ögelerin, Hipokaustta (ηιπωκαυστ, Hypocaust-Suspensura, Külhan, Cehennem, Halvet) yakılan büyük orandaki yakıta ait atık enerjinin, aynı oranda büyük tutulan bacalara ait olduğu, kuşku götürmemektedir.

19343745772_155b9231af

  1. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun üzerindeki aşırı askeri ve politik baskının sonucu, halk banyoları ortak lüksten daha az ve zor bulunur hale gelmiş ve birçok halk tesisi ve toplanma yeri askeriyenin amaçları için kullanılmaya başlanmıştır. Banyo olarak kullanıldığı son tarih 713 yıldır. Sonra bir parçasının Noumera olarak adlandırılan hapishane, diğer parçasının ise ipek atölyesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
  2. Yüzyıl başlarına kadar kullanıldığı düşünülen yapıda 5. Yüzyılda küçük satış yerleri olduğu tespit edilmiştir. 10. Yüzyıla gelindiğinde hala yapının harabesi görülebiliyordu.

19323736946_643affa942

Yapıya dair son bilgi ise 1927-1928 yıllarında yapılan kazılarda bazı parçaların çıkartıldığıdır.

hamamın kalıntıları

Haliz hazırda lokasyon itibariyle alanda bulunan Hürrem Sultan Hamamı (1556) için Justinianus Döneminde İstanbul’da Yapılar kitabında yapılan incelemelerde şu sonuçlara ulaşılmıştır.

Eğer Hürrem Sultan Hamamı 1556 yılında inşa edildiyse burada bulunan yapıların (özellikle Zeus Hippios ve Soter Khristos tes Khalkes (?) ile Zeus Sippos Hamamı) en geç 1556 yılında ortadan kaldırılmış olması gerekirdi. Dolayısıyla 1556 yılını takip eden Merian, Banduri ve Homann gravürlerinde, aynı adresteki Haseki Hürrem Sultan Hamamı’nı görmemiz gerekirdi.

 

mekanların dağılımı

TAPINAĞIN AYRINTILARI

 

Zeus Hippios Tapınağı’nın çok geniş bir zaman dilimi içerisinde yangın, deprem, yıldırım çarpması ve cephane malzemelerinin infilak etmesi nedenleriyle, özellikle 1490 tarihinden sonra Türkçe isminin “Güngörmez” olarak anılması ve her iki yapının da aynı olması ihtimalini güçlendirmektedir.

Sonuç olarak, Pagan Dönemi’nin en görkemli yapılarından biri olduğu bilinen Zeus Hippios Tapınağı’nın; bir müddet sonra Mega Palation’un tribunali, daha sonra Oktagonon adıyla anılan ve şimdilik işlevi bilinmeyen bir yapı olarak kullanıldığı, 10. Yüzyılda 1. Romanos Lekapenos zamanında yapılan restorasyon ve eklentilerden sonra Soter Khristos tes Khalkes Kilisesi, Osmanlı Dönemi’nde Cebehane’ye dönüştürüldüğü ve nihayet Soter Khristos tes Khalkes hüviyeti nedeniyle Osmanlı Dönemi’nde halk tarafından “Güngörmez Kilisesi” olarak adlandırılmış olabileceğini söylemek mümkündür.

 

 

(1)- İstanbul’un Antikçağ Tarihi – Murat Arslan

(2)- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c15/c150228.pdf

(3)- Süleyman Demirel Ünv. Yeni Başkentinde Bizans İbrahim SAĞLAM – 10.06.2013

(4)- İstanbul’un 100 Hamamı – Akif Kuruçay

(5)- Hamam – Semavi Eyice – Cilt 15; Sayfa: 404

(6)- Pero Tafur Tavels and Adventures 1435-1439 Routledge, 2004

(7)- J.A.S. Evans The Age of Justinian.

(8)- Ferdinand Gregorovius, Annie Hamilton History of the City of Rome in the Middle Ages

(9)- http://fduzguner.blogspot.com.tr/2010/11/antik-istanbul-ii.html

(10)- Fırat Düzgüner, Justinianus Döneminde İstanbul’da Yapılar-Arkeoloji ve Sanat Yayınları