Lykos – Bayrampaşa Deresi (Yenibahçe Deresi)

 

İstanbul 1950 yılından sonra, dere yataklarında başlayan sanayi üretimi, değişen ulaşım modelleri ve çağırdığı göçün etkisinde hızla şekillenirken derelere de çeşitli müdahalelere başlamıştır. Bu süreçler, derelerin doğal yapısını etkilemiş fiziki yapısını değiştirerek zaman içerisinde kaybetmesine neden olmuştur. Örneğin; 1950’li yıllardaki imar hareketleriyle Vatan Caddesinin olduğu yerden geçerek Yenikapı’dan denize dökülen tarihi Lykos (Bayrampaşa)deresi (Levent E. ve diğ, 2009) kapalı sistem kanallar içerisine alınarak günümüzde yaya-araç yolu olarak kullanılmaktadır. Geçmişte; doğal yapısıyla kent ve kentliyle bağı güçlü olan dere ve vadileri, zamanla çevresindeki yapı yoğunluğunun, ezici baskısıyla artan beton yüzey alanları nedeniyle kentle bağını koparmıştır (İBB 2010)

1867 moltke

1867 MOLTKE

İstanbul genelinde kapalı kesit halini almış 27 adet dereden bir tanesidir bir zamanlar Yeni Bahçe ve Bayrampaşa adlarıyla anılan Lykos.

Yunancada Lykos kurt anlamına gelmektedir. Mitolojide Poseidon’un oğlu olan Likus, yarımada içinde bulunan tek derenin adının nereden geldiği hakkında önemli bir bilgi vermektedir. Konstantinopolis sınırları içindeki Lykos Deresi haricinde dünyanın çeşitli noktaların aynı isimle akarsular bulunmaktadır. Örnek verecek olursak; günümüz Türkiye ve Irak’ta bulunan Lykos veya Büyük Zab , Asur Nehri, şimdi Kouris olarak bilinen Kıbrıs’ta Akdeniz’e akan Lykos, Hyllus Nehri’nin bir kolu Lykos (Lydia Nehri) , Carseae yakınında bulunan Lykos (Mysia Nehri) ve Karadeniz Bölgesi’ndeki Yeşilırmak’ın uzun kolu olan Kelkit olarak da bilinen kolun asıl adı Liykos’tur.

1897 goltz paşa

1897 GOLTZ PAŞA HARİTASI

Bizim inceleyeceğimiz Lykos nam-ı diğer Bayrampaşa veya Yenibahçe Deresi. Tarihi yarımada, Konstantinopolis içinden geçen tek dere Lykos. Yazılı kaynaklarda pek bir bilgiye ulaşamadığımız için genelde görseller üzerinden devam edeceğiz. Yazılı kaynaklarda derenin nereden doğduğuna dair ulaştığımız tek bilgi Levent Erel, Kadir Eriş, Sena Akçer, Demet Biltekin ve Namık Çağatay’a ait, Bayrampasa (Lykos) Deresi Havzası ve Ağzındaki Yenikapı (Theodosius) Limanı Kıyı Alanındaki (Marmara Denizi) Değişim Süreçleri adlı makalede belirtilen, Dere sur dışında Maltepe yüksek alanındaki küçük derelerin, sel sularının birleşmesiyle oluşur. ‘Sulukule Kapısı’ndan sur içine girer, küçük kollar alır. Önce doğu-batı yönünde akar, sonra dirsekle güneye yönelerek Yenikapı’dan Marmara Denizi’ne boşalır.”

Bizim haritalardan gördüğümüz ise Lykos Deresi, 1891 Moltke Haritası’nda Lykos’un Rami Kışlası’nın hemen yanından doğduğu görülmektedir.

 

1891 moltke

1891 MOLTKE

 

Aynı şekilde 1867 Moltke Haritası’nda da Lykos aynı yerden doğmaktadır. Derenin Edirnekapı ile Topkapı arasından yaklaşık bir yerlerden sur içine girdiği bilgisi yanında tam olan sonuca Alman Mavileri’nin muhteşem haritalarından ulaştık.

alman mavilerine göre

ALMAN MAVİLERİ SULUKULE

 

uydu 2018

DERENİN SUR İÇİNE GİRDİĞİ NOKTA

lycus deresi

LYKOS’UN SURDAN GİRİŞİNE AİT TEK FOTOĞRAF

 

Koordinat olarak çakıştırdığımızda ise derenin tam olarak şu an İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Spor Kompleksi’nin yanından girdiği ve Vatan Caddesi boyunca ilerlediği sonucuna ulaştık.

Lykos hakkında sadece biz değil Semavi Eyice, İstanbul’un içinde doğru dürüst bir su kaynağı olmadığını, ancak adı Roma devrinde Likus, Bizans çağında Likos, Türk devrinde ise Bayrampaşa deresi denilen bir derenin olduğunu belirtmiştir.

Eyice, bu derenin Trakya istikametinden geldiğini ve Topkapı ile Edirnekapı arasındaki vadiden şehre girdiğini ekleyip, “Vaktiyle buraya yapılmış bir kulenin içinden şehre emin bir şekilde girmesi sağlanmıştır. Nitekim Sulukule adı da buradan gelmiştir” der.

Eyice, şimdiki Vatan Caddesi’nin dere yatağı olduğunu ve suyun Aksaray’dan doksan derece bir dönüş yaparak, bugün kazı yapılan Yenikapı Limanı’ndan denize döküldüğüne dikkat çeker.

1813 haritası

1813 HARİTASI

“Bugün bu dere yoktur. Son 20-30 yıl önce yapılan imar faaliyetleri sırasında bu dere yok edildi. Şimdi bir de Vatan Caddesi’nin altından metro geçiyor. Ama uzun zaman bu dere varlığını sürdürdü. İki yanındaki yüksekliklerden süzülen sular, caddenin kotu yükseltildiği için eski yatağına dönemedi ve iki yanında göletler yaptı. Bu göletler ufak gölcükler halindeydi. Sonra buralara koca koca binalar yapıldı. Şimdi bu derenin adı da, izi de yok. Hatta bu derenin üstünde bir de Osmanlı devrinde yapılmış tek kemerli bir taş köprü vardı. Şimdi görünürlerde o da yok. İstanbul’un esas şekli ile bugünkü şekli arasında bir hayli fark vardır.”

 

Başka bir çizimde derenin Constantin Lips Manastırı (Fenari İsa Cami) önünde artık yeraltına inip Theodosius Limanı’na dökülene kadar yeraltından gittiğini göstermektedir.

Untitled-1

Alman Mavileri’nden takip ettiğimizde dere bu noktada gerçekten yeraltına inip kısa bir süre sonra tekrar yeryüzüne çıkmakta bugün Vatan Caddesi’nin 4 yol kesişim noktasında tekrar yeraltına inmektedir.

alman mavileri2

alman mavileri3

 

2018 alman mavi uyumu olacak

ALMAN MAVİLERE GÖRE DERENİN YERALTINA GEÇTİĞİ YER GÜNÜMÜZDE

 

Dere ile ilgili bahsettiğimiz gibi bildiğimiz 3 isim mevcuttur. Ancak 1453-1481 İstanbul Topografik Haritasında Şaram Paşa Deresi olarak bir isme rastladık ancak nihayete erdiremedik.

1453-1481 topografik haritası

 

Derenin Theodosius Limanı ile bir başka ilişkisi ise şöyledir; Theodosius Limanı, 7. yüzyıl ortalarına doğru Mısır’dan tahıl sevkiyatının sona ermesiyle işlevinin en önemli bölümünü yitirmiş olmasına rağmen, liman olarak kullanılmaya devam edildiği kazılarda ortaya çıkan ve 7-11. yüzyıllar arasına tarihlenen gemi kalıntılarından anlaşılmaktadır. Bu dönemlerde daha çok yakın mesafelerde kullanılan yük gemileri ile balıkçı teknelerinin barındığı bir liman olarak kullanılmıştır. Lykos (Bayrampaşa) Deresi’nin sürekli mil taşıyarak önünü doldurması neticesinde 12. yüzyıldan sonra terk edilmiş ve bu tarihten itibaren çevreden çıkan molozun döküm yeri olmuştur. 16. yüzyılın ortalarında şehri ziyaret eden Petrus Gyllius limanın dolmasıyla ilgili şunları söyler: “Liman doldurulmuş, geniş bostanlara yeşillik ekilmiş, çok az sayıda da arbor (ağaç) dikilmiştir”.

1929 mamboury

1929 MAMBOURY HARİTASI

byzantium-dereee

 

Ressam William Purser'ın XVIII. yüzyılda yapılan

RESSAM WİLLİAM PURSER’IN XVIII. YÜZYILDA YAPTIĞI LYKOS DERESİNİ GÖSTEREN TABLO

1946

1946 UYDU GÖRÜNTÜSÜNDE DERE YOLU NET BİR ŞEKİLDE GÖZÜKMEKTEDİR.

 

 

Dip Not: Görsellerimizde isim yazmayı pek tercih etmezdik ama Birgün Gazetesi ve Onedio siteleri bazı görsellerimizi izinsiz almakta bir sakınca görmemiş, kaynak verme zahmetinde bile bulunmamışlar. Kaç defa yazmamıza rağmen bir cevap alamadık. O yüzden artık böyle bir yol seçmek zorunda kaldık. Tezlerinde ve ödevlerinde kullanmak isteyen öğrenci arkadaşlarımız mail yoluyla ulaşırlarsa baskısız hallerini ulaştırırız.

 

 

 

 

 

 

  • Wikipedia

 

  • Algan, O., Yalçın, M., Özdoğan, M., Yılmaz, Y., Sarı, E., Kırcı-Elmas, E.,. . . Meriç, E. (2011). Yenikapı-İstanbul antik limanındaki holosen kıyı değişimi ve kültürel tarih üzerindeki etkisi. Kuaterner Araştırmaları, 76 (1), 30-45. doi: 10.1016 / j.yqres.2011.04.002

 

  • Bayrampasa (Lykos) Deresi Havzası ve Ağzındaki Yenikapı (Theodosius) Limanı Kıyı Alanındaki (Marmara Denizi) Değişim Süreçleri – Levent Erel, Kadir Eriş, Sena Akçer, Demet Biltekin ve Namık Çağatay – İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü (Doğu Akdeniz Oşinografi ve Limnoloji Araştırmaları Merkezi) 34469 Avcılar, İstanbul (E-posta: akcer@itu.edu.tr)

 

Nikitas’ın Latin İşgali’nde Yazdıkları

. . Bu hain adamların işlediği fiilleri nasıl anlatmaya başlayacağım! Ne yazık ki, hayran olması gereken görüntüler ayak altında sıkıştı! Ne yazık ki, kutsal şehitlerin kalıntıları kirli yerlere atıldı! Sonra bir kişinin duyacağı şey, yani Mesih’in ilahi bedeni ve kanı yere döküldü veya atıldı. Kıymetli rölyefleri kaptılar, içerdikleri süsleri koynuna soktular ve tavalar ve bardaklar için kırık kalıntıları..

Büyük Kilise’nin ihlali de (Aya Sofya) eşitlikle dinlenemez. Çünkü her türlü değerli malzemeden oluşan ve tüm dünya tarafından beğenilen kutsal sunak, çok büyük ve sonsuz ihtişamın diğer kutsal serveti gibi, parçalara ayrıldı ve askerler arasında dağıtıldı.

Kimsenin kederde payı yoktu. Sokaklarda, tapınaklarda, şikayetlerde, ağlama, ağlama, keder, erkeklerin inleyişi, kadınların çığlıkları, yaralar, tecavüz, esaret, en yakın olanların ayrılması. Soylular, gözyaşları içinde saygıdeğer yaşlılarda, yoksular, zengin olanlar, aşağılayıcı bir şekilde dolaştılar.

Eşsiz sanat ve zarafet ve nadir malzeme kutsal vazolar ve eşyaları ve mahkeme ve ambo ekranını çevreleyen altınla dövülmüş ince gümüş, takdire şayan işçiliğin ve kapının ve diğer birçok süslemenin ganimet, katırlar ve eyerlenmiş atlar ile tapınağın kutsal alanına götürüldü.

 

Bizans Dönemi İncil Örnekleri – 1

 

Konstantinopolis’te 1100 ve 1150 yılları arası yazıldığı tahmin edilen bu İncil 327 sayfadan oluşmaktadır. Parşömen kağıda renkli çizimler mevcuttur. Kaplaması ise Ortaçağ ciltleme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Kapağında metal bir haç monte edilmiş nadide bir Bizans Dönemi İncil’idir.

 

indir (3)

indir (5)indir (7)indir (10)indir (13)indir (15)indir (17)indir (19)indir (21)indir (23)indir (24)indir (25)

Nikitas Kronikleri

Tahtı pek meşru olmayan, hele Hıristiyanlığa hiç sığmaz bir tarzda ele geçirdikten sonra, onu öz oğlum yerine bir yabancıya teslim etsem, bana deli demezler mi?

Aleksion Komnenos’tan karısına.

Nikitas’ın “Ioannes Konnenos” bölümündendir.

 

yaz3

 

İmparator Manuel Doğulu halkları para ya da silah gücüyle kendi tarafına çekmenin kolay olduğunu düşünürdü. Ancak aynı şeyi Batılılar için söylemek mümkün değildi. Çünkü sayıları ürkütücü derecede çoktu. Boyun eğmeyecek kadar gururluydular. Zalimdiler, zengindiler ve ezeli beri İmparatorluktan nefret ediyorlardı.

Nikitas’ın “Manuel Komnenos” bölümündendir.

 

tttt

Nikitas Honiatis (Akominatos)

Niketas_Choniates

 

Uzun bir zaman ara verdiğimiz sitemize fişek gibi bir dönüş yaptık. Soyağaçları devam edecek ama şimdilik 1204 Haçlı İstilası’na da şahit olan Bizans kronikçisi Nikitas Honiatis gerçek adı Akominatos’un hayatı ve yer yer kronikleri ile devam edeceğiz.

Zengin bir anne babanın çocuğu olarak Frigya’da Chonae yani şimdi ki Denizli Honaz’da 1150 yılında doğmuştur (bazı kaynaklara göre 1155). Chonae Piskoposu Nikitas tarafından vaftiz edilip onun verdiği kendi ismi almıştır. Soyadını doğduğu yer olan Honaz-Honiatis’ten almıştır. Dokuz yaşına geldiğinde abisi Mihail ile Konstantinopolis’e eğitime yollanmıştır.

Eğitimini tamamladıktan sonra bürokraside bir makam elde ettiği, Angelos Hanedanı Megas Logothetis yani Şansölye görevine atanmıştır. Bir dönem Philippolis Valiliği yaptığı bilinmektedir. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında 1204 yılında yaşananlara şahit olup kaleme almaya devam etmiştir. Şehir Latinlerin eline geçince İmparator I. Theodoros’un sarayının bulunduğu İznik’e (Nicea) sığınıp edebiyatla uğraşmıştır.

1118 ile 1207 arası dönemi kapsayan 21 kitaplık bir eser bırakmıştır. Görgü tanığı olduğu ve ilk elden duyduğu olayları tarafsız yazması bakımından önemli bir tarih yazarıdır. Dini çalışması olan Thesaurus Orthodoxae Fidei günümüze tamamı el yazması olacak şekilde ulaşmış kısmen basılmıştır.

1215 tarihinde ölmüştür. Umberto Eco’nun romano Baudolino kısmen Konstantinopolis’te Haçlı Kuşatması sırasında geçer. Hayali kahraman Baudolino, kuşatma sırasında Nikitas’ın hayatını kurtarır ve sonra hayat hikayesini ona anlatır

Yaklaşık 1215-16 tarihinde ölmüştür.

Latin İşgali için yazdıklarının bir bölümü…

Hiçbir şey dualarla yumuşatmaktan, hayırsever kılmaktan daha zor ve zahmetli değildi, bu huysuz barbarlar, her hoş olmayan kelimede safra kustu, böylece hiçbir şey öfkelerini dindirmeye yetmedi. Bunu deneyen herkes deli ve ağzının ayarı olmayan kişiler olarak alay konusu oldu. Çoğu zaman hançerlerine karşı çıkmışlardı ya da taleplerine engel olmuşlardı.

1204 haçlı yağması

Bizans Oyuncakları

Bir seneye yakın bir aradan sonra tekrar Bizans’a dönmek güzel elbette. O yüzden cebimizdeki oyuncaklarla dönelim istedik. Fazla yazıya girmeden sizi görsellerle baş başa bırakıp yakın zamanda yazacağımız yazıya hazırlanalım.

Merhaba…

 

Varangyan veya Vareg Muhafızlarına ait oyuncaklar

Vareg Muhafızları, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Bizans imparatorlarının kişisel korumalığını yapan Bizans ordusunun seçkin birliğidir. Muhafızlar ilk defa Kiev Prensi I. Vladimir’in Hristiyanlığı kabulünü takiben 988 yılında İmparator II. Basileios’un yönetiminde oluşturulmuşlardır.

 

f3e10a791b6187760a5dc7fc35ca7872

Baştan ayağa Erguvan

 

Bir Bizans Askeri Oyuncağı

81c7c4c92cb6af55d32b67740e893181--byzantine-vii

 

Bizans Şarabı Tekrar Yapılabilir

Bizans Dönemi’ne tarihlenen bulunan ilk üzüm çekirdekleri, Necef Şarabı’nın yapımında kullanılmış. Necef Şarabı tüm Bizans İmparatorluğu’nun en iyi ve en ünlü şaraplarından biriydi. 1.500 yıldan daha eski olan kömürleşmiş üzüm çekirdekleri İsrail-Necef’teki Haluz kazısında bulundu.

Kazı başkanı Profesör Guy Bar-Oz, “Necef’te şu anda üretilen şaraplar hep Avrupa çeşitleri. Gerçek Necef Şarabı ise kaybolmuş durumda. Bizim bundan sonraki işimiz antik şarabı yeniden yaratmaya çalışmak olacak. Belki şarabın tadını ve neden bu kadar iyi bir şarap olduğunu anlayabiliriz” dedi.

 

Necef Şarabı, ya da diğer adıyla Gazze Şarabı, ismini imparatorluğun her yanına bu şarabın gönderildiği limandan alıyor. Yüksek kaliteli ve çok pahalı olan şarap, Bizans Dönemi’ne ait tarihi kaynaklardan biliniyor. Necef’te başka bölgelerde yapılan önceki kazılarda asmaların yetiştirildiği teraslar, şarabın üretildiği şaraphaneler, ve şarabın içlerinde saklandığı ve ihraç edildiği testiler ortaya çıkarılmıştı. Fakat üzümlerin kendisine dair bir kanıt hiç bulunmamıştı. Haluz Milli Parkı’nda, Necef’te Bizans’ın yükseliş ve düşüşünün nedenlerini araştırmak için yapılan Haluz kazısında üzüm çekirdekleri de bulundu.

Necef’teki başka yerlerde olduğu gibi, zamanında Necef’teki en önemli Bizans şehri olan Haluz’da da taş binalar, geçen yüzyıllar boyunca taş hırsızlığına kurban gitmiş durumda. Kazılarda sıklıkla yaşandığı gibi, üzüm çekirdekleri de bir çöp çukurunda bulundu. Profesör Bar-Oz, şehrin çöp çukurlarının neredeyse tamamen korunmuş olduğunu ve bunların antik şehrin sınırlarını işaretlediğini söyledi.

Bu çöp çukurları o kadar bariz ki Google Earth gibi uydu görüntülerinde bile görülebiliyor. Çöp çukurunda bulunan seramikler ve sikkeler çöplerin çoğunlukla MS 6. ve 7. yüzyıllarda biriktiğini gösteriyor. Bu dönemde şehir ekonomik başarısının zirvesindeydi. 7. yüzyılın ortasında Haluz’un bilinmeyen nedenlerden dolayı çöküşünden sonra hem şehir hem de çöp çukurları terk edilmişti.

sar

 

Antik çöp çukurlarında araştırmacılar yüksek oranda saklama, pişirme, servis etme amaçlı kullanılan seramik parçaları buldu. Antik Necef Şarabı’nı saklamak için kullanılan testiler de bunların arasındaydı. Çöplerde ayrıca, Bizans şehri sakinlerinin zenginliğini gösteren büyük miktarda biyolojik kalıntı buldu: bunların arasında hayvan kemikleri, Kızıldeniz balıklarının kemikleri ve Akdeniz’den ithal edilen deniz kabukluları var.

En önemli buluntu ise yüzlerce kömürleşmiş üzüm çekirdeği oldu. Arkeologlar, antik Necef Şarabı’nın nasıl yapıldığıyla ilgili direk bilgiler verecek olan Necef üzümü çekirdeklerine ilk defa rastlandığını söylüyor. Arkeologlar şimdi, biyologlarla el ele vererek üzümlerin DNA dizilimini çıkarabilmeyi ve bu yolla kökenini bulabilmeyi umuyor.

Arkeologlar, Necef’te şu anda yetiştirilen Avrupa kökenli asmaların çok bol su istediğini belirtiyor. “Günümüzde teknoloji sayesinde bu çok zor değil, fakat 1,500 yıl önce bunu sağlamak imkansız gibi görünüyor. Necef’e uygun yerel üzüm çeşitleri yetiştirildiğini düşünmek daha ilginç. Belki de Necef Şarabı uluslararası ününü, asmaların Necef’teki kuru koşullarda yetiştirilme şekline borçluydu.”

Bu keşif hem yerel şarap üreticileri hem de arkeologlar için heyecan verici oldu. Şimdi herkes Necef Şarabı’nın sırrını ortaya çıkarıp, Bizans İmparatorluğu topraklarında neden bu kadar ünlü olduğunu anlamak istiyor.

Bizans şehri Haluz, ya da Yuncanca adıyla Elusa, Nebatiler tarafından kurulmuş, ama Bizans Dönemi’nde 4. ve 7. yüzyıllar arasında doruk noktasına ulaşmıştı. Şehir daha sonra Necef’teki en büyük ve en önemli Bizans şehri olmuştu.

 

arkeofili.com